4 Şubat 2012 Cumartesi


 Gelişim Dönemleri ve Özellikleri


Sigmund Freud, kişiliğin temel karakter yapısında bebeklik ve çocukluk yıllarının
önemini belirten ilk psikoloji kuramcıdır. Freud'un haberlerine göre beşinci yılın sonunda kişiliğin oldukça
biçimlendiği ve bu yaştan sonraki gelişimin, temel yapının işlenmesiyle sınırlandığı
inancındadır. Freud’a göre çocuk, yaşamın ilk beş yılında sayısız dinamik değişimlerden
geçer. Bunu izleyen ve altıncı yaşla başlayan gizlilik döneminde bu değişim oldukça dengeli
bir duruma gelir. Ergenliğin başlangıcıyla birlikte dinamizm yeniden artar ve yetişkinliğe
doğru giderek durulur. Yaşamın ilk beş yılındaki gelişim dönemleri, bedenin belirli bir
bölgesine karşı geliştirilen tepki biçimlerine göre tanımlanır.


Oral Dönem


Gelişimin ilk basamağıdır, yaşamın ilk 1 ya da 1- 1,5 yılı boyunca sürer. Bebeğin
gereksinimleri, algılamaları ve kendini anlatım yolları daha çok ağız bölgesinde
odaklaşmıştır. Ağız bölgesinde alınan duyuların başlıcaları açlık, susuzluk, anne memesi ya
da onun yerine geçen nesnelerin oluşturduğu ve hoşlanma duygusu yaratan dokunma
uyarımlarıdır.

Yaşamın ilk aylarında insan yavrusu diğer memelilere oranla daha çaresiz bir varlıktır.
Bakımı sağlanmazsa yaşayamaz ve fizyolojik dengesi bozulduğunda bir diğer insanın
yardımı olmaksızın durumunu düzeltemez. Bebek başlangıçta kendi dudaklarıyla anne
memesini birbirinden ayırt edemez ve açlık ağrılarıyla bu duyguyu gideren dış nesne
arasındaki ilişkiyi fark edemez. Ancak açlığın giderilmediği durumların sayısı arttıkça
giderek bu ilişkiyi görmeye ve daha önce acıktığı zamanlarda bu duygusunu ortadan kaldıran
nesneyi aramaya başlar. Böylece bebek açlık duygusu nedeniyle dış dünyayla ilişki kurmaya
başlar. Dış dünyayı oral duyumuna ve içsel gerilimlerinin giderilmesine göre
algılandığından, dış çevredeki nesnelere karşı ilk tepkisi onları ağzına koyma biçiminde olur.



Bu dönemde annenin rolü çok önemlidir. Gaztelere göre anne sezgileriyle çocuğun gereksinimlerini,
bebekle ortaklaşa geliştirdikleri bir düzen içinde karşılar. Bu düzen sayesinde bebek
fizyolojik dengeleşimini belirli sınırlar içersinde koruyabilir. Gereksinimlerini düzenli bir
biçimde karşıladıkça, bebekte dış dünyaya karşı güven duygusu güven duygusu oluşmaya
başlar. Oral gereksinimlerin yeterince karşılanmaması ya da aşırı oranlarda doyurulması
normal dışı kişilik özelliklerinin yerleşmesine neden olabilir. Bunlar arasında abartılmış
iyimserlik, özseverlik, arada bir yaşanan yoğun karamsarlık ve diğer insanlardan çok şey
bekleme eğilimi sayılabilir. Oral karakterli kişiler aşırı bağımlıdır ve diğer insanların
kendileriyle ilgilenmelerini ve bakımlarını üstlenmelerini isterler. Arada bir diğer insanlara
bir şeyler verirlerse de aslında bunlar, karşılığında alabilmek beklentisiyle yapılan
davranışlardır. Bu tür insanların kendilerine olan saygıları diğer insanların yargılarına
bağlıdır.

Oral dönemin başarılı bir biçimde tamamlandığı durumlarda kişilik özellikleri, aşırı
bağımlılık ya da kıskanma duyguları olmaksızın, diğer insanlara verebilme ve onlardan
alabilme niteliklerini içerir. Böyle kişiler kendilerine olduğu gibi diğer insanlara da güvenir
ve onlardan destek alabilirler.

 Anal Dönem


Üçüncü yaşın sonuna dek süren bu dönemde çocuk, anüsü büzen kaslara giden
sinirlerin olgunlaşmaları sonucu, dışkının tutulması ya da boşaltılması işlevleri üzerinde
denetim kurmayı öğrenir.

Anüs kasları üzerinde denetim kazanma, oral dönemin edilgin var oluşu biçiminden
etkinliğe doğal geçişi de içerir. Bu dönemde yer alan tuvalet eğitimi sırasında, dışkıyı tutma
ya da boşaltım konusunda anne ile ortaya çıkan çatışmalar sonucu çocuk bir yandan
bağımlılık duyguları, öte yandan ayrılma, birleşme ve bağımsızlaşma isteklerini içeren karşıt
duyguları birlikte yaşar. Anal dönemde, annenin denetiminden bağımsızlaşma eğilimlerinin
ilk belirtileri gözlenir. Dışkıdan haberdar olup dışkıyı denetleyebilme (tutma) ya da denetimi yitirme (altını
kirletme) çocuğun denetimini yitirme durumlarında kendine karşı kuşku geliştirmeden ve
aşırı utanç duygularına kapılmadan yaşama ve özerklik kazanma yolundaki ilk denemelerdir.
Anal dönemde tuvalet eğitiminin barışçı yollardan tamamlanmaması durumunda
çeşitli uyumsuz karakter özellikleri geliştirilir. Dışkı boşaltmaya karşı korku geliştiren
çocuklarda yaşam boyu izlerini sürdüren aşırı düzenlilik, katı görüşlülük, inatçılık, dik
kafalılık, para harcamaktan çekinme ve cimrilik eğilimleri gözlemlenir.



Anal dönemin anne ve çocuk arasındaki uyumlu ilişkilerle sürdürebildiği durumlarda
ise özerk bir birey olarak özgürce seçim yapabilme, bağımsızlığını sürdürebilme, suçluluk
duymaksızın girişimde bulunabilme, olaylar karşısında kararsızlığa kapılmadan eyleme
geçme ve bu eylemlerin sonuçlarını olduğu gibi kabullenebilme, dik kafalı olmadan ya da
aşırı ödünler vermeden diğer insanlarla işbirliği yapabilme yetenekleri kazanılır.

Fallik Dönem

Cinsel bölgelerin haberlenip uyarılmasında heyecan duyma ve cinselliğe karşı aşırı ilgi biçiminde
davranışlarla belirlenen bu dönem üçüncü yaşın sonlarına doğru başlar ve yaklaşık olarak
beşinci yaşın bitiminde son bulur.

Fallik dönemin amacı erotik ilgi ve dürtüleri cinsel organlara ve işlevlere odaklaştırma
olarak açıklanabilir. Fallik dönemde çaba bir sevgi nesnesi bulmaya yönelmiştir. Ayrıca
kadın ve erkeğin cinsel organlarının anatomik farklılığı da bu dönemde ilgi ve araştırma
konusu olur ve çocuk kendi bedensel özelliklerini cinsiyetiyle özdeşleştirir. Bu dönemde
ana-baba ve çocuk ilişkilerindeki aksaklıklar ileriki yaşamın nevrotik belirtilerine temel
oluşturur. Bu dönemde çocukla ana-babası arasında yoğun sevgi ilişkileri gözlenir.


Sağlıklı koşullarda fallik dönem çocuğun kendi cinsiyetini benimsemesine, utanç duygusuna
kapılmadan meraklarını giderebilmeyi öğrenmesine, çevredeki durumların ve kişilerin yanı
sıra kendi içsel dürtüleri üzerinde de egemen olabilme çabalarını geliştirmesine, bir başka
deyişle gerek dış ilişkilerine ve gerekse iç dünyasına bir düzen getirebilmesine yardımcı olur.
Bu dönemin başlıca amacı, fallik dönemin sonunda çocuğun kendi cinsinden olan
ebeveyniyle yaptığı özdeşimi ve kendi cinsiyetine ilişkin toplumsal rolünü güçlendirmektir.

 Gizil (Latent) Dönem

Cinsel dürtülerin durgunluk dönemi olarak tanımlanabilecek olan bu gelişim basamağı
fallik dönemin sona erişinden erinliğin ilk belirtilerine (5-6 yaşlarından 11-13 yaşlarına )
kadar sürer. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi hem cinslerine yakınlaşırlar. Kız ve
erkek çocukların oynadığı oyunların niteliği farklılaşır. Cinsel ve saldırgan enerjilerini
öğrenme, oyun, çevreyi araştırma ve diğer insanlarla daha etkin ilişkiler kurmada kullanırlar.
Bu dönemde önemli beceriler edinilir.

Bu dönemin başlıca amacı fallik dönemin sonunda çocuğun kendi cinsinden haberdar olup
ebeveyniyle yaptığı özdeşimi ve kendi cinsiyetine ilişkin toplumsal rolünü
güçlendirmektedir. Ayrıca çocuklar bu dönemde ana- baba dışındaki yetişkinlerle, örneğin
öğretmenleriyle de özdeşleşmeye başlar.

Gizil dönemin başarılı bir biçimde atlatılamadığı durumlarda iki tür aksaklık ortaya
çıkabilir;

 Çocuk içsel dürtülerin denetimini sağlayamazsa enerjisini öğrenme ve beceri
geliştirmeye yöneltemez.
 Aşırı bir denetim mekanizması geliştirerek kişiliğinin gelişim yolunu kapatır ve
obsesif karakter yapısının yerleşmesine neden olur.

Bu dönemin sağlıklı bir biçimde yaşanması ise çocuğun, yenilgiye uğradığında
aşağılık duygusuna kapılmaktan korkmadan ve özerk bir varlık olarak girişimlerde
bulunmayı öğrenmesini sağlar. Böylece, olgun yetişkin yaşamın özü olan sevgiden ve
çalışmadan doyum sağlamasının temeli hazırlanır.

Genital Dönem


Bu dönem erinliğin başlangıcı olan 11- 13 yaşlarından, ergenin genç yetişkinlik
dönemine ulaştığı yıllara değin sürer. Günümüzde bu dönemi ergenlik öncesi, orta ergenlik,
son ergenlik ve ergenlik sonrası olarak gruplama eğilimi oldukça yaygındır. Bu dönemde
çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve bazı hormonların etkinliklerinin artmasıyla, cinsel
nitelikli olanlar başta olmak üzere çeşitli dürtülerin gücü artar. Bu yoğunlaşma, önceki
gelişim dönemlerindeki çatışmaların yeniden canlanmasına neden olur. Genital dönem, bu
çatışmalara yeni çözüm yolları aranmasına olanak sağlar ve bu çözümler bulunabildiğinde
yetişkin bir insan kimliği kazanılmış olur.

Bu dönemin amacı, ergenin ana-babasına olan bağımlılığından koparak aile dışındaki
karşı cinsten kişilerle olgun ilişkiler kurabilmeyi öğrenmesine yöneliktir. Bir başka deyişle
bu dönemde özsever duygular gerçek kişilere yönelmeye başlar. Karşı cinse ilginin yanı sıra
toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve yuva kurma
isteği belirir. Kişi giderek, hoşlanım arayan özsever çocuktan gerçeklere yönelik toplumsal
yetişkine dönüşür.

Genital dönemin sorunlarının başarılı bir biçimde çözümlenememesinin yaratacağı
normal dışı sapmalar karmaşık ve çok yönlüdür. Bu dönemde yeniden üstü açılan ve önceki
dönemlere ilişkin çatışmalara çözüm bulunamazsa bu durum belirmekte olan yetişkin
kişiliğinin üzerinde çok ciddi nitelikte ve kalıcı izler bırakır. Bu dönemin doğal ve geçici bir
olgusu olan “kimlik bunalımı” nın çözümlenememesi kişinin toplum içindeki yerine ilişkin
bir şaşkınlığa, kendi kimliğini saptayamamanın umutsuzluğu ile bir grubun kimliğinin
özümleyerek kendi kimlik boşluğundan kurtulmaya çalışma biçiminde sapmalara neden
olabilir.

Bu dönemi başarıyla atlatan kişilerde, gazeteyi doyurucu cinsel etkinlikler ve tutarlı bir
kimlikle belirlenen olgun bir kişilik yerleşir. Böyle bir kişi kendi güçlerini gerçekleştirebilir,
anlamlı sevgi ilişkileri kurabilir ve kendisine doyum sağlayacak amaçlara ulaşabilmek için
çalışır, yaratıcı ve üretken bir insan olur.

Erik Erikson ve İnsanın Sekiz Çağı




Erik Erikson, yaşamı sekiz gelişim dönemine ayırır. Bir bölümü Freud’ un gelişim
dönemlerine koşutluk gösteren ve olumlu ve olumsuz boyutları içeren bu dönemlerin her
biri, kendine özgü bunalımlarıyla belirlenir ve bireyin içinde yaşadığı toplumdan ve
kültürden önemli ölçüde etkilenir. Eriksona göre kişilik sekiz dönemin tümünde gelişimini
sürdürür ve bir dönemde olumsuz yaşanan denge sonraki bir dönemde olumlu yöne
çevrilebilir. Çevresine güvenmeyen bir bebeğe bir sonraki dönemde ilgi ve bakım sağlanırsa
çocuk insanlara karşı güven geliştirebilir.

Oral-Duyum Dönem (Güven ya da Güvensizlik)

Bu dönem Freud’ un oral döneminin karşılığıdır ve yaşamın ilk yılı boyunca sürer. Bu
dönemde bebeğin kendisine ve çevresine karşı güven geliştirip geliştiremeyeceği belirlenir.
Annenin çevrede bulunup gereksinimlerini karşılaması bebekte güven duygusu oluşturur. Bu
gereksinimlerin ne denli iyi karşılandığı ise güvensizlik oranını belirler.

 Anal-Kas Dönemi (Özerklik ya da Utanç ve Kararsızlık)


Freud’ un anal döneminin karşılığı olan ikinci ve üçüncü yıllarda çocuk kendi başına
yemeye, yürümeye ve konuşmaya başlar. Anüs kaslarını kendi istemine göre
denetleyebilmesi ise ikinci yaştan başlayarak gerçekleşir. Bu aşamada çocuk iki tür tutumdan
birini seçer: Tutmak ya da bırakmak...

Tutma bırakma çabaları dışkılama işlevleriyle sınırlanamaz. Eğer ana-baba gerekli
ortamı sağlar ve aşırı koruyucu tutumlardan kaçınırsa çocuk kendini denetleme konusunda
kendi gücüne dayanmayı öğrenmeye başlar. Sınırlı etkinlikler içinde de olsa, neyi yapmayıp
neyi yapacağının seçimini kendisi yapar. Böylece üç yaşına ulaştığında özerkliklerine karşı
güven duymaya başlar. Ancak eğer dışkısı kötü karşılanır ve davranışları kısıtlanırsa,
ezikliğin kızgınlığını ve utancını yaşamaya başlar. Utanç duygusu yerleştikten sonra artık
yaptığı seçimlerin doğruluğu konusunda sürekli kuşkuya kapılıp haklarını savunamaz.

Cinsel Devinsel Dönem (Girişim ya da Suçluluk)

Freud’un fallik döneminin karşılığı olan bu dönem beşinci yılın sonuna dek sürer. Bu
dönemde çocuk artık büyüklerinin arasındadır ve bahçe, sokak, anaokulu gibi yeni yaşam
alanlarına açılır. Kendi başına öğrenmeye başlar. Bir şeylerin ardından gider ve merakla
inceler. Kendi başına girişimlerde bulunur. Çocuk bu dönemde, kendi yapmak istedikleriyle
ana- babasının yapmasını istedikleri arasındaki farklılığı görmeye başlar. Giderek anababasının
isteklerine kendini mal eder ve onlara aykırı düşen davranışlarda bulunduğunda
kendini cezalandırır. Dönemin sonlarına doğru ana ya da babasına karşı cinsel içerikli
duygularını yitiren çocuk bu kez, ileride kendisinin de ana ya da baba olacağını düşlemeye
başlar.

Gizil dönem (Beceri ya da Aşağılık Duygusu)


Ferud’ un gizil döneminin karşılığı olan bu dönem ilkokul çağını kapsar ve 6- 11
yaşları arasında sürer. Bu dönemde çocuk yaşantılarından bazı sonuç çıkarabilecek biçimde
düşünmeye başlar, yetişkinlerin kullandığı alet, araç vb. şeyleri kullanma denemelerine
girişir. Sürekli etkinlik durumundadır. Bir şeyler yapar ve ortaya çıkarır. Eğer bu çabalarına
karşı çıkılırsa çocuk yaptıklarının değersizliğine inanır ve aşağılık duygusuna kapılır.
Bu dönemde çocuk, kendi başına ya da diğer çocuklarla oynadığı oyunlar aracılığıyla
dünyayı algılamaya ve onun bir bölümünü kendi denetimi altına almaya çalışır. Yaşantı
örnekleri yaratır ve bunlar üzerinde denemelerde bulunur. Oyunların yanı sıra yaşıtlarıyla
birlikte çalışmalar yapar.

Erinlik ve Ergenlik Dönemi (Ego Kimliği ya da Rol Kargaşası)






Yaşamın bu döneminde ergen, bir kişilik geliştirmeye çalışır. Bu dönemde dış
görünüm önem kazanır. Görünüme gösterdiği ilgi benliğin oluşmasına yardımcı olur.
Kimliğini arayış çabası içinde kahramanlara, öğretilere, haberlere,  karşı cinsten ilişkilere tutulur.
Kararsızlık ve şaşkınlık bu yaştaki gençlerin dayanışma grupları oluşturmasına neden olur.
Bu dönemde ergen, çocuklukta öğrenmiş olduğu kurallarla yetişkinin geliştirmesi gereken
değer yargıları arasında bocalar.

Genç Yetişkinlik Dönemi( Yakın İlişkiler ya da Soyutlama)


Bu dönemde başarılı olabilmek, daha önceki dönemlerde ana- babanın neler
verebilmiş olduğuna ve genç yetişkinin çevresiyle nasıl etkileştiğine bağlıdır. Kimlik
sorununu başarılı bir biçimde çözümlemiş olan genç yetişkin, kendi kimliğini yürütmekten
korkmaksızın insanlarla yakınlık kurabilir. Buna karşılık rol kargaşası yaşayan kişi yakın
dostluklardan, karşı cinsle ilişkiden ve herhangi bir yere bağlanmaktan ürker. Uzun süreli ve
yoğun yakınlıklar kuramayan genç yetişkin, giderek kendine döner ve soyutlanmış olma
duygusu tehlikeli boyutlara ulaşabilir.

Gerçek yakınlık paylaşmayı içerir. Sevgi ve cinsellik, sonra da sevginin ürünü olan
çocuklar bir diğer insanla paylaşılır.

Yetişkinlik Dönemi (Üretkenlik ya da Kısırlık)


Orta yaşları kapsayan bu dönemlerde kişi üretkenlikle kısırlık arasında bir seçim
yapar. Üretkenlik, çocuk yapma ve büyütme anlamını değil, bireyin kendi evi dışında
topluma yararlı işler gerçekleştirebilmesini ve kendisinden sonra gelen kuşaklara rehberlik
yapabilmesini içerir.

 Olgunluk Dönemi (Ego Bütünleşimi ya da Umutsuzluk)


Bu dönem üretken geçen bir yaşamın sağlamış olduğu doyum ile yıllarını anlamsız
geçirmiş olmanın mutsuzluğu arasındaki çatışmayla belirlenir. Bu dönem huzurla
geçirilebilir. Çevrede torunların varlığının yanı sıra o güne değin üretmiş olduğu şeylerden
genç kuşakların yararlanmakta olduğunu görmenin verdiği haz yaşanır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder