4 Şubat 2012 Cumartesi


Ergenlik Çağı (13 -19 Yaş)


Ergenlik çağı üç dönemde incelenir.

Ön ergenlik: Bu yaşlarda çocuklar temel eğitim çağındadır. Erinlik çağı hem
kızlar hem de erkekler için önemli bir dönemdir. Bedensel büyüme yeniden
hızlanır. Hızlı büyüme yüzünden bedenin iç ve dış organlarında dengesizlik
artar. Çocuk yetişkinlikte alacağı görünüme geçmeye başlar. Karşı cinse ilgi
duymaya başlar.


Ön ergenlikte;


 Bedenine iyi bakma alışkanlığı kazanır, bedensel fonksiyonlarına karşı
sağlıklı bir tutum geliştirir.
 Fiziksel ve sosyal çevreye çeşitli biçimlerde uyum yollarını öğrenir.
 Cinsel konularda ilgilerini gizli tutar.
 Sosyal aktivitelerde başarılı olmaya çalışır çünkü bu başarı ona sosyal
statü kazandırır. Karşı cinsle iyi ilişkiler kurmaya çalışır.


Ergenlik


Bu yaşlarda ergen temel eğitimi bitirip orta öğretime geçer. Ergenin erinlik çağındaki
hızlı beden büyümesi giderek yavaşlar ve azalır. Ön ergenlik çağındaki güçsüzlüğünü
yenerek güçlenmeye başlar. Bu güçlenme gençlik çağının sonuna kadar sürer. Soyut
düşünme basamağına geçtiği için ergen artık soyut kavramları rahatlıkla anlayabilmektedir.
Cinsel konulardan haberdardır ve  sorunlarının büyük bir kısmını henüz çözememiştir. Bu yüzden
zaman, zaman bunalıma düşer.

Ergenlik çağında;


 Soyut düşünce yeteneğine sahiptir.
 Semboller yoluyla kavrayabilme yeteneği gelişir.
 Genel ilkeleri soyut durumlara uygulayabilir.
 Küçük kas gelişimine dayalı işlerde başarılıdır.
 Kendine özgü değerler sistemi gelişir.


 Son Ergenlik


Bu çağda ergenin orta öğrenimi bitirip yüksek öğretime geçmesi beklenir. Ergen
bedensel yönden en güçlü dönemine yaklaşmaktadır. Bir işin ve mesleğin gerektirdiği tüm
becerileri yapabilecek düzeyde hareket gelişimini tamamlamıştır. Gazetelerde Dünyayı ve yaşadığı
çevreyi daha akıllıca eleştirdiği için bunalımlarında azalma görülür.

Son ergenlik çağında;


 Hızla gelişen bedensel değişikliklere uyum sağlar.
 Yaşıtları arasında yer edinmeye başlamıştır.
 Meslek seçme ve buna hazırlanma çabaları içindedir.
 Yetişkinlerin sosyal statüsüne erişmeye başlamıştır.
 Ekonomik özgürlük kazanma çabasını gösterir.

 Oyun Çağı (2 -6 Yaş)

Üç yaşından itibaren oyun çağına giren çocuk, motor becerilerinin gelişmesiyle
çevre üzerinde egemenlik kurmakta ve bunu giderek genişletmektedir. Sayı
sayma, şarkı şiir öğrenme ve çevresindeki dünya hakkında haber almak için sorular sorma gibi
alanlarda dil ve zihinsel yetenekleri ilerlemektedir. Üç yaşındaki bir çocuk artık
çevresinde kendisinden bağımsız bir dünyanın varlığını ve kendisinin de o
dünya içinde bir birey olduğunu kabul etmiştir.

Üç yaş çocuğu koşar ve büyük oyuncakları itip çekerken önüne çıkan engelleri
aşabilir, üç tekerlekli bisiklete binebilir. Kendi giysilerini kısmen giyebilir. Üç yaşındaki bir
çocuğun bildiği kelime sayısı 1000’ e ulaşır. Uyku ve temizlik alışkanlıkları büyük ölçüde
kazanılmıştır. Mükemmele yakın bir şekilde kendi kendilerine yemek yemeyi başarabilirler.



Çocuğun kaslarını kontrol etmeyi başarabildiği 2 yaşlarından sonra başlatılan tuvalet eğitimi
3–4. yaşlarda artık sonuç vermeye başlamıştır. Bu yaş grubu çocuklar son derece
benmerkezcidirler ve çoğunlukla kendi başlarına oynarlar.

Üç yaş çocuğunda konuşma ve cümleler dil bilgisine daha uygun hale gelmiştir. Artık
aralarında neden sonuç ilişkisi bulunan düşünceler, bileşik önermeler alarak tek bir cümlede
ifade edilmeye başlar. Ancak konuşurken başkalarının görüş açısını dikkate almaz. Dil
hareket ve toplumsal gelişim yönünden büyük ilerleme gösteren 3 yaş çocuğu zengin bir
hayal gücüne sahiptir ve bunlar gerçek olaylar, gerçek kişilermiş gibi davranır. Yetişkinlerin
giysilerini giymekten, onların davranışlarını taklit etmekten, ev işlerine yardım etmekten,
büyüklerin çeşitli davranışlarını yenilemekten zevk alır. Ayrıntıya girmeden küçük kısa
hikâyelerden hoşlanır.

 4 yaş çocuğu isteklerinin anında yerine getirilmesini anlayışla karşılamayı
öğrenmeye başlar. O artık kendi dışındaki dünyanın kuralları olduğunu ve
başkalarının hak ve istekleri olduğunu görür ve beklemeyi öğrenir. 4 yaşında 3
yaşındakine göre daha sakin, daha uyumlu ve hareketlerini daha kolay kontrol
edebilecek durumdadır. Bu dönemde çocuk kendisiyle oynayacak bir ya da iki
arkadaşını seçmeye başlar. Oyun arkadaşları ilkokula başlayana kadar her iki
cinsten de olabilmektedir. Rahatça konuşmayı, zıplamayı, elini ve parmaklarını
kullanmayı başarabilir. Çevresini tanıma çabası ve olanlardan haberdar, olma  içinde olduğundan sürekli
sorular sorar ve açıklamaları dikkatle izler. Yetişkinlerle olumlu ilişkilerini
sürdürürken kendi yaşıtı olan çocuklarla daha uzun süre birlikte olmaya başlar.

 5 yaş çocuğu, daha bilgili ve olgun bir birey görünümündedir. Çevresine karşı
dostça bir yaklaşım içindedir. Çocuk çevresine ait yeni yaklaşımlarda bulunur.
Yetişkin desteğine daha az ihtiyaç duyar. Kaslarının kontrolü gelişmiştir.
Düzenli cümlelerle insanlarla olan kişisel ve sosyal ilişkileri artmıştır. Hep
konuşmak ister. Yetişkinler gibi uzun cümleler kurmaya çalışır. Olayları ve
masalların sırasını bozmadan anlatır. Oyunlarında genellikle yetişkinlerin ciddi
uğraşılarını konu alır. Ev ve el işlerine de ilgili olduğundan tamamlayabileceği
görevler verilmeli ve böylece sorumluluk duygusunun gelişmesi
desteklenmelidir. Grup oyunlarında beraberlik daha uzundur, grup üyeleri
kuralları birlikte koyarlar. Genellikle canlı, neşeli ve hareketli bir görünüm
içindedir. 5 yaşındaki çocuk motor dengenin, düşüncenin, bireysel ve toplumsal
ilişkilerin, evde, okulda ve toplum içinde uyumun daha belirgin olduğu görülür.

 6 yaş çocuğu, son çocukluk döneminde çocuk, motor ve dil gelişimi açısından
büyük aşamalar kaydetmiş ve dengenin gelişmesi sonucu hızlı yürüyebilen,
futbol oynayabilen, el- göz koordinasyonunun gelişmesi sonucu iki elini de
bağımsız kullanabilen bir birey haline gelmiştir. Altı yaş çocuğu değişmekte
olan bir çocuktur. Anneler çocuklarındaki bu ani değişikleri “Bu çocuğa ne
oldu bilmiyorum, çok değişti.” şeklindeki sözcükleriyle dile getirirler. Daha
tembel ve kararsız görünümdedirler. Altı yaş çocuğunun ince motoru oldukça
gelişmiştir. El işlerinde daha beceriklidirler. Kesip yapıştırır, boyama yapar,
resim yapar, tüm araç gereçleri iyi kullanır. Oyunlarda ve ilgi alanlarında kız ve
erkek çocuklar arsında farklılıklar gözlenir. Gazetelere ilgi gösterir.Birçok hayali role girerler. Grup
oyunlarından çok hoşlanırlar. Bazı sorumluluklar yüklenir, söylenenleri dikkatle
dinler. Kendisiyle gerçek nitelikte eğitim uygulamaları yapılacak bir çağa
gelmiştir.

Okul Çağı (6- 12 Yaş)


6- 12 yaş arasındaki dönem, çocukların kendi fiziksel özellikleriyle en az
ilgilendikleri, aileden uzaklaşmaya başlayıp kendi sosyal ortamlarını ilk kez kurmaya
çalıştıkları, çevrelerinde olup bitene daha fazla ilgi gösterdikleri, arkadaşlık ilişkileri kurarak
gerçek anlamda sosyalleşmeye başladıkları dönemdir. Okul çağının başlamasıyla belirlenen
bu dönem, aynı zamanda çocuğun sosyal ortamının en radikal şekilde değiştiği zamandır.

Çocuk evinde tanıdığı ve benimsediği kişilerden uzaklaşıp tanımadığı bir çevreye ve
insanlara uyum sağlamaya çalışır. Bu yeni ortamda kendini tanıtmak ve kendini kabul
ettirmek zorundadır. Kendisini kayıtsız şartsız seven ve kabul edenlerin oluşturduğu aile
ortamından sonra, beklide ilk hayal kırıklarını yaşar.



Bu dönem temel eğitimin birinci kademesini kapsar. Genel olarak bu çağda çocuksu
davranışlardan kurtulur. Büyüklerin kendisinden beklediği davranışları geliştirmeye çalışır.
Kendine ve büyüyen organlarına karşı olumlu tavır takınır. Kendi cinsinin yapması gereken
rolleri öğrenir. Toplumsal kuralları ve dayanışmayı öğrenir.

Okul çağında,
 Büyük ve küçük kaslarını kullanmayı öğrenir.
 Kurumsal kurallara uyarak yaşamayı öğrenir.
 Yaşıtlarıyla birlikte oynamayı öğrenir.
 Ev dışında diğer yetişkinlerle ilişki kurabilir.
 Bedenine bakma ve temizlik alışkanlığı kazanır.
 Kendi davranışlarının sorumluluğunu yüklenebilir.
 Somuttan soyuta doğru düşünme yeteneği kazanır.

Bebeklik Dönemi (0- 2 Yaş)


Çocuğun eğitimi açısından 0 – 2 yaş döneminin önemi büyüktür. Gelişimin tüm
yüzlerine ilişkin temeller bu dönemde atılır.

Motor Gelişim


Motor becerilerinde baştan aşağıya haberdar olup  ve bedenin merkezden dışa doğru bir gelişim seyri
görülür.

 Refleksler: Bebekler geniş refleksler topluluğuyla dünyaya gelirler.
Emmeye başlama refleksi, arama refleksi, yutma refleksi, moro refleksi,
babinksi refleksi, yakalama refleksi, adım atma refleksi bunlardan
bazılarıdır. Bu reflekslerden çoğu doğumdan sonraki 3-5 ay içinde
giderek azalır.

 Motor yeteneklerin gelişimi: Yeni doğanın hareketleri fazla etkileyici
değildir. Çocuğun kazandığı yeteneğin başını kaldırmak olduğu, bunun
ardından el ve kollarını kullanabildiği, nihayet ayak ve bacaklarını
kullanmaya başladığı görülmüştür.

Bu dönemde çocukta görülen davranışlardan bazıları şunlardır:
o 0 ay fetal duruşunu sürdürür.
o 1. ay çenesini kaldırabilir.
o 2. ay göğsünü kaldırabilir.
o 3. ay başarısız uzanmalarda bulunur.
o 4. ay destekle oturur.
o 5. ay kucağa oturup nesneleri yakalar.
o 6. ay mama sandalyesinde oturup sallanan nesneleri yakalar.
o 7. ay kendi başına oturabilir.
o 8. ay yardımla ayağa kalkabilir.
o 9. ay sandalyeye tutunarak ayağa kalkabilir.
o 10. ay emekleyebilir.
o 11. ay eli tutulduğunda yürüyebilir.
o 12. ay bir eşyayı tutup kendine çekerek ayağa kalkabilir.
o 13. ay dört ayak üzerinde merdiven çıkabilir.
o 14. ay kendi başına ayakta durabilir.
o 15. ay kendi başına yürüyebilir.




Algısal Gelişim


 Görme keskinliği: Doğumdan hemen sonra parlaklıktaki değişime
duyarlıdırlar ve bu duyarlılık iki ay içersinde hızla gelişir. Yeni doğan
bebekler 19 cm uzaklıktaki nesneleri net görebilirler. Dört aylıkken
normal bir yetişkin gibi görebilirler.

 Şekil algısı: 5- 7 hafta arasındaki bebeklerin daha çok gözlere baktığı
belirlenmiştir. Bu nedenle bebekle sağlanan göz teması, bebekle bakıcısı
arasında sosyal bağın gelişmesinde önemli rol oynar.

 Algısal değişmezlik: İki aylık bebeklerin şeklin değişmezliğinin algısına,
dört aylık bebeklerin ise rengin değişmezlik algısına ulaşmış oldukları
görülmüştür.

 Derinlik algısının bebeklerde 1- 1,5 ay sonra geliştiği düşünülmektedir.
Nesne kavramı, nesnenin sürekliliğine ilişkin ilk kanıt iki ay dolaylarında
kendini gösterir. Bebeğe gösterilen oyuncak saklanınca şaşırdığı görülür.

Ancak arama davranışı 6 ay dolaylarında görülür. Tamamen görüş
alanından çıkan nesnelerden haberdar olup aranması ise 8 -12 aylar arsında gelişir.

 Yeni doğmuş bebeklerin yetişkinlere yakın bir keskinlikle duyabildikleri
belirlenmiştir.

 Konuşma algısı: Çok küçük bebekler konuşma seslerini algılayabilir ve
onları seslerinden ayırt edilebilirler. Gerçekten de bebekler annebabalarının
yüzlerini daha henüz tanımadan önce, onları seslerinden ayırt
edebilir gibidirler.



 Yeni doğmuş bebekler kokuları ayırt edebilirler ancak koku duyusu 6
yaşına kadar tamamlanır. Yeni doğmuş bebekler hem tatlı hem de ekşi ve
biberli gibi tatlara duyarlıdırlar aralarında ayırım yapabilirler.

Sosyal ve Duygusal Gelişim


Anne baba ile çocuk arasındaki bağın oluşum sürecinde iki adım vardır.
Birinci adım; anneler açısından, çocuğuna karşı duyduğu bağın oluşumunda kritik bir
dönemin varlığı ileri sürülmektedir. Bu da doğumdan hemen sonraki dönemdir.
Resim 1.7: Bu dönemde bebeklerini kucaklarına alarak seven annelerin, çocuklarına daha
kuvvetli bağlarla bağlandıkları belirlenmiştir.

İkinci adım, bağların kaynaşmasıdır. İlk hafta ve aylarda anne-baba ve bebek arasında
karşılıklı olarak birbirlerine kenetlenme, bağlanma şeklinde davranış örüntüleri gözlenir.
Gerçek bir bağın oluşması için zamana ve denemelere ihtiyaç vardır. Bu süreç sakin bir
şekilde yürüdükçe ve anne-baba çocuklarının ihtiyaçlarını sezmeye başladıkça, anne-babalık
görevi daha doyumlu olmaya başlar ve bebeklerine olan bağları kuvvetlenir.

Bilişsel gelişim




Çocuğun dünya hakkındaki bilgisi şekillendikçe birbirine bağlı zihinsel gelişim
evrelerinden geçtiği savunulur. Yaşamın ilk 18 ayında bebeğin öğrenmesi, algı ve
hareketlerini organize etme şeması biçiminde düzenleme ve geliştirmekten ibarettir.

Dil gelişimi


Konuşmayı öğrenmek uzun ve karmaşık bir olgudur. 0 ile 12–15 ay arası çocuk,
iletişimini mimiklerle ağlama biçimleriyle ve anlamsız mırıldanmalarla dile hazırlık şeklinde
yapar. İlk sözcükler genellikle birinci yılın sonlarında kullanılmaya başlar. 9–18 aylar
arasında iki sözcükle farklı anlamların ifade edildiği cümlelerin kurulduğu dönem başlar.
Çocuğun ilk konuşmaları öncelikle günlük yaşamlarında yakından ilgilendikleri ve onlar için
işlevi olan objelerle ilgilidir. Gaztelere göre sesli uyarıcıları bol çevrede yetişen bebek, daha fazla
seslendirme etkinliğinde bulunmakta ve daha çeşitli sesler çıkarabilmektedir.

 Gelişim Dönemleri ve Özellikleri


Sigmund Freud, kişiliğin temel karakter yapısında bebeklik ve çocukluk yıllarının
önemini belirten ilk psikoloji kuramcıdır. Freud'un haberlerine göre beşinci yılın sonunda kişiliğin oldukça
biçimlendiği ve bu yaştan sonraki gelişimin, temel yapının işlenmesiyle sınırlandığı
inancındadır. Freud’a göre çocuk, yaşamın ilk beş yılında sayısız dinamik değişimlerden
geçer. Bunu izleyen ve altıncı yaşla başlayan gizlilik döneminde bu değişim oldukça dengeli
bir duruma gelir. Ergenliğin başlangıcıyla birlikte dinamizm yeniden artar ve yetişkinliğe
doğru giderek durulur. Yaşamın ilk beş yılındaki gelişim dönemleri, bedenin belirli bir
bölgesine karşı geliştirilen tepki biçimlerine göre tanımlanır.


Oral Dönem


Gelişimin ilk basamağıdır, yaşamın ilk 1 ya da 1- 1,5 yılı boyunca sürer. Bebeğin
gereksinimleri, algılamaları ve kendini anlatım yolları daha çok ağız bölgesinde
odaklaşmıştır. Ağız bölgesinde alınan duyuların başlıcaları açlık, susuzluk, anne memesi ya
da onun yerine geçen nesnelerin oluşturduğu ve hoşlanma duygusu yaratan dokunma
uyarımlarıdır.

Yaşamın ilk aylarında insan yavrusu diğer memelilere oranla daha çaresiz bir varlıktır.
Bakımı sağlanmazsa yaşayamaz ve fizyolojik dengesi bozulduğunda bir diğer insanın
yardımı olmaksızın durumunu düzeltemez. Bebek başlangıçta kendi dudaklarıyla anne
memesini birbirinden ayırt edemez ve açlık ağrılarıyla bu duyguyu gideren dış nesne
arasındaki ilişkiyi fark edemez. Ancak açlığın giderilmediği durumların sayısı arttıkça
giderek bu ilişkiyi görmeye ve daha önce acıktığı zamanlarda bu duygusunu ortadan kaldıran
nesneyi aramaya başlar. Böylece bebek açlık duygusu nedeniyle dış dünyayla ilişki kurmaya
başlar. Dış dünyayı oral duyumuna ve içsel gerilimlerinin giderilmesine göre
algılandığından, dış çevredeki nesnelere karşı ilk tepkisi onları ağzına koyma biçiminde olur.



Bu dönemde annenin rolü çok önemlidir. Gaztelere göre anne sezgileriyle çocuğun gereksinimlerini,
bebekle ortaklaşa geliştirdikleri bir düzen içinde karşılar. Bu düzen sayesinde bebek
fizyolojik dengeleşimini belirli sınırlar içersinde koruyabilir. Gereksinimlerini düzenli bir
biçimde karşıladıkça, bebekte dış dünyaya karşı güven duygusu güven duygusu oluşmaya
başlar. Oral gereksinimlerin yeterince karşılanmaması ya da aşırı oranlarda doyurulması
normal dışı kişilik özelliklerinin yerleşmesine neden olabilir. Bunlar arasında abartılmış
iyimserlik, özseverlik, arada bir yaşanan yoğun karamsarlık ve diğer insanlardan çok şey
bekleme eğilimi sayılabilir. Oral karakterli kişiler aşırı bağımlıdır ve diğer insanların
kendileriyle ilgilenmelerini ve bakımlarını üstlenmelerini isterler. Arada bir diğer insanlara
bir şeyler verirlerse de aslında bunlar, karşılığında alabilmek beklentisiyle yapılan
davranışlardır. Bu tür insanların kendilerine olan saygıları diğer insanların yargılarına
bağlıdır.

Oral dönemin başarılı bir biçimde tamamlandığı durumlarda kişilik özellikleri, aşırı
bağımlılık ya da kıskanma duyguları olmaksızın, diğer insanlara verebilme ve onlardan
alabilme niteliklerini içerir. Böyle kişiler kendilerine olduğu gibi diğer insanlara da güvenir
ve onlardan destek alabilirler.

 Anal Dönem


Üçüncü yaşın sonuna dek süren bu dönemde çocuk, anüsü büzen kaslara giden
sinirlerin olgunlaşmaları sonucu, dışkının tutulması ya da boşaltılması işlevleri üzerinde
denetim kurmayı öğrenir.

Anüs kasları üzerinde denetim kazanma, oral dönemin edilgin var oluşu biçiminden
etkinliğe doğal geçişi de içerir. Bu dönemde yer alan tuvalet eğitimi sırasında, dışkıyı tutma
ya da boşaltım konusunda anne ile ortaya çıkan çatışmalar sonucu çocuk bir yandan
bağımlılık duyguları, öte yandan ayrılma, birleşme ve bağımsızlaşma isteklerini içeren karşıt
duyguları birlikte yaşar. Anal dönemde, annenin denetiminden bağımsızlaşma eğilimlerinin
ilk belirtileri gözlenir. Dışkıdan haberdar olup dışkıyı denetleyebilme (tutma) ya da denetimi yitirme (altını
kirletme) çocuğun denetimini yitirme durumlarında kendine karşı kuşku geliştirmeden ve
aşırı utanç duygularına kapılmadan yaşama ve özerklik kazanma yolundaki ilk denemelerdir.
Anal dönemde tuvalet eğitiminin barışçı yollardan tamamlanmaması durumunda
çeşitli uyumsuz karakter özellikleri geliştirilir. Dışkı boşaltmaya karşı korku geliştiren
çocuklarda yaşam boyu izlerini sürdüren aşırı düzenlilik, katı görüşlülük, inatçılık, dik
kafalılık, para harcamaktan çekinme ve cimrilik eğilimleri gözlemlenir.



Anal dönemin anne ve çocuk arasındaki uyumlu ilişkilerle sürdürebildiği durumlarda
ise özerk bir birey olarak özgürce seçim yapabilme, bağımsızlığını sürdürebilme, suçluluk
duymaksızın girişimde bulunabilme, olaylar karşısında kararsızlığa kapılmadan eyleme
geçme ve bu eylemlerin sonuçlarını olduğu gibi kabullenebilme, dik kafalı olmadan ya da
aşırı ödünler vermeden diğer insanlarla işbirliği yapabilme yetenekleri kazanılır.

Fallik Dönem

Cinsel bölgelerin haberlenip uyarılmasında heyecan duyma ve cinselliğe karşı aşırı ilgi biçiminde
davranışlarla belirlenen bu dönem üçüncü yaşın sonlarına doğru başlar ve yaklaşık olarak
beşinci yaşın bitiminde son bulur.

Fallik dönemin amacı erotik ilgi ve dürtüleri cinsel organlara ve işlevlere odaklaştırma
olarak açıklanabilir. Fallik dönemde çaba bir sevgi nesnesi bulmaya yönelmiştir. Ayrıca
kadın ve erkeğin cinsel organlarının anatomik farklılığı da bu dönemde ilgi ve araştırma
konusu olur ve çocuk kendi bedensel özelliklerini cinsiyetiyle özdeşleştirir. Bu dönemde
ana-baba ve çocuk ilişkilerindeki aksaklıklar ileriki yaşamın nevrotik belirtilerine temel
oluşturur. Bu dönemde çocukla ana-babası arasında yoğun sevgi ilişkileri gözlenir.


Sağlıklı koşullarda fallik dönem çocuğun kendi cinsiyetini benimsemesine, utanç duygusuna
kapılmadan meraklarını giderebilmeyi öğrenmesine, çevredeki durumların ve kişilerin yanı
sıra kendi içsel dürtüleri üzerinde de egemen olabilme çabalarını geliştirmesine, bir başka
deyişle gerek dış ilişkilerine ve gerekse iç dünyasına bir düzen getirebilmesine yardımcı olur.
Bu dönemin başlıca amacı, fallik dönemin sonunda çocuğun kendi cinsinden olan
ebeveyniyle yaptığı özdeşimi ve kendi cinsiyetine ilişkin toplumsal rolünü güçlendirmektir.

 Gizil (Latent) Dönem

Cinsel dürtülerin durgunluk dönemi olarak tanımlanabilecek olan bu gelişim basamağı
fallik dönemin sona erişinden erinliğin ilk belirtilerine (5-6 yaşlarından 11-13 yaşlarına )
kadar sürer. Bu dönemde kız ve erkek çocuklar kendi hem cinslerine yakınlaşırlar. Kız ve
erkek çocukların oynadığı oyunların niteliği farklılaşır. Cinsel ve saldırgan enerjilerini
öğrenme, oyun, çevreyi araştırma ve diğer insanlarla daha etkin ilişkiler kurmada kullanırlar.
Bu dönemde önemli beceriler edinilir.

Bu dönemin başlıca amacı fallik dönemin sonunda çocuğun kendi cinsinden haberdar olup
ebeveyniyle yaptığı özdeşimi ve kendi cinsiyetine ilişkin toplumsal rolünü
güçlendirmektedir. Ayrıca çocuklar bu dönemde ana- baba dışındaki yetişkinlerle, örneğin
öğretmenleriyle de özdeşleşmeye başlar.

Gizil dönemin başarılı bir biçimde atlatılamadığı durumlarda iki tür aksaklık ortaya
çıkabilir;

 Çocuk içsel dürtülerin denetimini sağlayamazsa enerjisini öğrenme ve beceri
geliştirmeye yöneltemez.
 Aşırı bir denetim mekanizması geliştirerek kişiliğinin gelişim yolunu kapatır ve
obsesif karakter yapısının yerleşmesine neden olur.

Bu dönemin sağlıklı bir biçimde yaşanması ise çocuğun, yenilgiye uğradığında
aşağılık duygusuna kapılmaktan korkmadan ve özerk bir varlık olarak girişimlerde
bulunmayı öğrenmesini sağlar. Böylece, olgun yetişkin yaşamın özü olan sevgiden ve
çalışmadan doyum sağlamasının temeli hazırlanır.

Genital Dönem


Bu dönem erinliğin başlangıcı olan 11- 13 yaşlarından, ergenin genç yetişkinlik
dönemine ulaştığı yıllara değin sürer. Günümüzde bu dönemi ergenlik öncesi, orta ergenlik,
son ergenlik ve ergenlik sonrası olarak gruplama eğilimi oldukça yaygındır. Bu dönemde
çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve bazı hormonların etkinliklerinin artmasıyla, cinsel
nitelikli olanlar başta olmak üzere çeşitli dürtülerin gücü artar. Bu yoğunlaşma, önceki
gelişim dönemlerindeki çatışmaların yeniden canlanmasına neden olur. Genital dönem, bu
çatışmalara yeni çözüm yolları aranmasına olanak sağlar ve bu çözümler bulunabildiğinde
yetişkin bir insan kimliği kazanılmış olur.

Bu dönemin amacı, ergenin ana-babasına olan bağımlılığından koparak aile dışındaki
karşı cinsten kişilerle olgun ilişkiler kurabilmeyi öğrenmesine yöneliktir. Bir başka deyişle
bu dönemde özsever duygular gerçek kişilere yönelmeye başlar. Karşı cinse ilginin yanı sıra
toplumsallaşma, grup etkinliklerine katılma, meslek seçimine ilişkin tasarılar ve yuva kurma
isteği belirir. Kişi giderek, hoşlanım arayan özsever çocuktan gerçeklere yönelik toplumsal
yetişkine dönüşür.

Genital dönemin sorunlarının başarılı bir biçimde çözümlenememesinin yaratacağı
normal dışı sapmalar karmaşık ve çok yönlüdür. Bu dönemde yeniden üstü açılan ve önceki
dönemlere ilişkin çatışmalara çözüm bulunamazsa bu durum belirmekte olan yetişkin
kişiliğinin üzerinde çok ciddi nitelikte ve kalıcı izler bırakır. Bu dönemin doğal ve geçici bir
olgusu olan “kimlik bunalımı” nın çözümlenememesi kişinin toplum içindeki yerine ilişkin
bir şaşkınlığa, kendi kimliğini saptayamamanın umutsuzluğu ile bir grubun kimliğinin
özümleyerek kendi kimlik boşluğundan kurtulmaya çalışma biçiminde sapmalara neden
olabilir.

Bu dönemi başarıyla atlatan kişilerde, gazeteyi doyurucu cinsel etkinlikler ve tutarlı bir
kimlikle belirlenen olgun bir kişilik yerleşir. Böyle bir kişi kendi güçlerini gerçekleştirebilir,
anlamlı sevgi ilişkileri kurabilir ve kendisine doyum sağlayacak amaçlara ulaşabilmek için
çalışır, yaratıcı ve üretken bir insan olur.

Erik Erikson ve İnsanın Sekiz Çağı




Erik Erikson, yaşamı sekiz gelişim dönemine ayırır. Bir bölümü Freud’ un gelişim
dönemlerine koşutluk gösteren ve olumlu ve olumsuz boyutları içeren bu dönemlerin her
biri, kendine özgü bunalımlarıyla belirlenir ve bireyin içinde yaşadığı toplumdan ve
kültürden önemli ölçüde etkilenir. Eriksona göre kişilik sekiz dönemin tümünde gelişimini
sürdürür ve bir dönemde olumsuz yaşanan denge sonraki bir dönemde olumlu yöne
çevrilebilir. Çevresine güvenmeyen bir bebeğe bir sonraki dönemde ilgi ve bakım sağlanırsa
çocuk insanlara karşı güven geliştirebilir.

Oral-Duyum Dönem (Güven ya da Güvensizlik)

Bu dönem Freud’ un oral döneminin karşılığıdır ve yaşamın ilk yılı boyunca sürer. Bu
dönemde bebeğin kendisine ve çevresine karşı güven geliştirip geliştiremeyeceği belirlenir.
Annenin çevrede bulunup gereksinimlerini karşılaması bebekte güven duygusu oluşturur. Bu
gereksinimlerin ne denli iyi karşılandığı ise güvensizlik oranını belirler.

 Anal-Kas Dönemi (Özerklik ya da Utanç ve Kararsızlık)


Freud’ un anal döneminin karşılığı olan ikinci ve üçüncü yıllarda çocuk kendi başına
yemeye, yürümeye ve konuşmaya başlar. Anüs kaslarını kendi istemine göre
denetleyebilmesi ise ikinci yaştan başlayarak gerçekleşir. Bu aşamada çocuk iki tür tutumdan
birini seçer: Tutmak ya da bırakmak...

Tutma bırakma çabaları dışkılama işlevleriyle sınırlanamaz. Eğer ana-baba gerekli
ortamı sağlar ve aşırı koruyucu tutumlardan kaçınırsa çocuk kendini denetleme konusunda
kendi gücüne dayanmayı öğrenmeye başlar. Sınırlı etkinlikler içinde de olsa, neyi yapmayıp
neyi yapacağının seçimini kendisi yapar. Böylece üç yaşına ulaştığında özerkliklerine karşı
güven duymaya başlar. Ancak eğer dışkısı kötü karşılanır ve davranışları kısıtlanırsa,
ezikliğin kızgınlığını ve utancını yaşamaya başlar. Utanç duygusu yerleştikten sonra artık
yaptığı seçimlerin doğruluğu konusunda sürekli kuşkuya kapılıp haklarını savunamaz.

Cinsel Devinsel Dönem (Girişim ya da Suçluluk)

Freud’un fallik döneminin karşılığı olan bu dönem beşinci yılın sonuna dek sürer. Bu
dönemde çocuk artık büyüklerinin arasındadır ve bahçe, sokak, anaokulu gibi yeni yaşam
alanlarına açılır. Kendi başına öğrenmeye başlar. Bir şeylerin ardından gider ve merakla
inceler. Kendi başına girişimlerde bulunur. Çocuk bu dönemde, kendi yapmak istedikleriyle
ana- babasının yapmasını istedikleri arasındaki farklılığı görmeye başlar. Giderek anababasının
isteklerine kendini mal eder ve onlara aykırı düşen davranışlarda bulunduğunda
kendini cezalandırır. Dönemin sonlarına doğru ana ya da babasına karşı cinsel içerikli
duygularını yitiren çocuk bu kez, ileride kendisinin de ana ya da baba olacağını düşlemeye
başlar.

Gizil dönem (Beceri ya da Aşağılık Duygusu)


Ferud’ un gizil döneminin karşılığı olan bu dönem ilkokul çağını kapsar ve 6- 11
yaşları arasında sürer. Bu dönemde çocuk yaşantılarından bazı sonuç çıkarabilecek biçimde
düşünmeye başlar, yetişkinlerin kullandığı alet, araç vb. şeyleri kullanma denemelerine
girişir. Sürekli etkinlik durumundadır. Bir şeyler yapar ve ortaya çıkarır. Eğer bu çabalarına
karşı çıkılırsa çocuk yaptıklarının değersizliğine inanır ve aşağılık duygusuna kapılır.
Bu dönemde çocuk, kendi başına ya da diğer çocuklarla oynadığı oyunlar aracılığıyla
dünyayı algılamaya ve onun bir bölümünü kendi denetimi altına almaya çalışır. Yaşantı
örnekleri yaratır ve bunlar üzerinde denemelerde bulunur. Oyunların yanı sıra yaşıtlarıyla
birlikte çalışmalar yapar.

Erinlik ve Ergenlik Dönemi (Ego Kimliği ya da Rol Kargaşası)






Yaşamın bu döneminde ergen, bir kişilik geliştirmeye çalışır. Bu dönemde dış
görünüm önem kazanır. Görünüme gösterdiği ilgi benliğin oluşmasına yardımcı olur.
Kimliğini arayış çabası içinde kahramanlara, öğretilere, haberlere,  karşı cinsten ilişkilere tutulur.
Kararsızlık ve şaşkınlık bu yaştaki gençlerin dayanışma grupları oluşturmasına neden olur.
Bu dönemde ergen, çocuklukta öğrenmiş olduğu kurallarla yetişkinin geliştirmesi gereken
değer yargıları arasında bocalar.

Genç Yetişkinlik Dönemi( Yakın İlişkiler ya da Soyutlama)


Bu dönemde başarılı olabilmek, daha önceki dönemlerde ana- babanın neler
verebilmiş olduğuna ve genç yetişkinin çevresiyle nasıl etkileştiğine bağlıdır. Kimlik
sorununu başarılı bir biçimde çözümlemiş olan genç yetişkin, kendi kimliğini yürütmekten
korkmaksızın insanlarla yakınlık kurabilir. Buna karşılık rol kargaşası yaşayan kişi yakın
dostluklardan, karşı cinsle ilişkiden ve herhangi bir yere bağlanmaktan ürker. Uzun süreli ve
yoğun yakınlıklar kuramayan genç yetişkin, giderek kendine döner ve soyutlanmış olma
duygusu tehlikeli boyutlara ulaşabilir.

Gerçek yakınlık paylaşmayı içerir. Sevgi ve cinsellik, sonra da sevginin ürünü olan
çocuklar bir diğer insanla paylaşılır.

Yetişkinlik Dönemi (Üretkenlik ya da Kısırlık)


Orta yaşları kapsayan bu dönemlerde kişi üretkenlikle kısırlık arasında bir seçim
yapar. Üretkenlik, çocuk yapma ve büyütme anlamını değil, bireyin kendi evi dışında
topluma yararlı işler gerçekleştirebilmesini ve kendisinden sonra gelen kuşaklara rehberlik
yapabilmesini içerir.

 Olgunluk Dönemi (Ego Bütünleşimi ya da Umutsuzluk)


Bu dönem üretken geçen bir yaşamın sağlamış olduğu doyum ile yıllarını anlamsız
geçirmiş olmanın mutsuzluğu arasındaki çatışmayla belirlenir. Bu dönem huzurla
geçirilebilir. Çevrede torunların varlığının yanı sıra o güne değin üretmiş olduğu şeylerden
genç kuşakların yararlanmakta olduğunu görmenin verdiği haz yaşanır.

Çocuk gelişiminde önemli ilkeler


Gelişim İlkeleri


Gelişim alanında yapılan araştırmalar ve gözlemler gelişimin belli kurallara göre
oluştuğunu göstermektedir. Eğitimle uğraşan kişiler bu ilişkileri bilirlerse amaçlarını
gerçekleştirmede daha başarılı olurlar. İnsanın gelişiminde herkes için geçerli olan bu ilkeleri
şöyle sıralamak mümkündür.

 Büyüme ve Gelişme Baştan Ayağa ve İçten Dışa Doğrudur


Çocukların bedensel gelişiminde kesin bir biçim vardır. Bebekler haberlere göre oturmasını
öğrenmeden önce başlarını dik tutmayı, emeklemeden önce oturmayı, yürümeden önce
emeklemeyi başarırlar. Her çocuk fiziksel gelişim aşamalarını hemen, hemen aynı yaşta
geçirir. Vücut ve motor yetenekleri baştan ayağa doğru gelişir. Yeni doğan bir bebeğin başı
vücudunun diğer kısımlarına göre daha büyüktür. Bebek başını dik tutmayı diğer organlarını
kullanmadan daha önce öğrenir. Hareket kontrolü önce omuzlar ve kollar en sonunda da
bacaklar ve ayaklarla olur. Büyüme, vücudun merkezinden yanlara doğru gelişir. Gövde ve
omuz hareketleri önce, ellerin ve parmakların kullanılması daha sonra olan gelişmelerdir.



Gelişim Kalıtım ve Çevre Etkileşiminin Ürünüdür


Kalıtım; İnsanı meydana getiren ilk hücre, babadan gelen spermle anneden
gelen yumurtanın fallop borularında birleşmesiyle meydana gelir. Bu
birleşmeye döllenme diyoruz. Bu birleşme sırasında anne ve babadan pek çok
özellik dölüte geçmektedir.

Kalıtım, bir insanın ana-babasından getirebildiği var kuvvetleri ifade
etmektir. İnsan birçok yönleriyle anne babasına veya soyuna
çekmektedir. Diğer yandan ana-babasından getirebildiği var kuvvetlerini,
bir çevre içinde ve çevre ile etkileşerek geliştirebilmektedir.

Çevre: Geniş anlamı ile çevre, döllenme sırasında ve döllenmeden sonra
hücrenin çoğalıp bir organizma oluncaya kadar içinde yaşadığı bütün durumları
içine almaktadır. Organizmanın bir iç çevresi, bir de dış çevresi vardır. İnsan
döllenmeden doğuma, doğumdan ölüme kadar bir çevre içinde yaşamak
zorundadır. Kalıtım yoluyla gelen var kuvvetlerle, çevrenin kuvvetleri
birbirleriyle etkileşim yaparak gelişmeyi meydana getirir. Gelişimin bazı
yönleri kalıtımın, bazı yönleri çevrenin daha fazla etkisi altındadır. Beden
gelişimi bunlardan birisidir.

Çocuğun gazetelerde yer alan haberde anne-babasına veya soyundan birisine vücutça çok benzemesi kalıtımın baskınlığını gösterir. Fakat vücudun gelişmesinde çevreninde büyük etkiler yaptığı
denemelerle anlaşılmıştır. Kötü beslenme ve kötü çevre şartları beden gelişiminde
gerilemeler veya ilerlemeler meydana getirebilmektedir. Dilin ve sosyal davranışların
gelişiminde çevrenin etkisi kalıtımın etkisine üstün görülmektedir.


Gelişim Belli Bir Sıra İzler, Gelişim Aşamaları Basitten Karmaşığa Doğru
Bir İlerleme Gösterir


Gelişim süreklilik gösteren bir olgudur. Bu süreklilik içinde değişmeler, belli bir sıra
içinde oluşur. Çocuklar belli zamanlarda belli değişimler geçirir, ortak gelişim davranışları
gösterirler. Bu nedenle gelişmeyi dönemlere ayırarak incelemek mümkün olmaktadır. Her
gelişim dönemi bir sonraki dönemin öncüsü ve hazırlayıcısıdır. Örneğin kaba motor beceriler
(el, kol, bacak hareketleri) ince motor becerilerden (parmak kaslarını kullanma ) daha önce
olmaktadır. Bu nedenle çocuklar kollarını ve ellerini parmaklarından önce kullanır. Yürüme
eylemi, makas ve kalem tutma becerilerinden önce gerçekleşir. Çocuk önce yürür, koşar.
Makasla detaylı bir şekilde kesebilmesi daha sonra gerçekleşir. Bu da bize gelişim
aşamalarının basitten karmaşığa gidişini açıklar. Gelişme dönemleri birbirleriyle ilişkilidir.
Bir dönemdeki gelişim özellikleri diğer döneme temel teşkil eder.


Gelişimin Hızlı Olduğu Dönemlerde Çevre Etkisi Büyük, Yavaş Olduğu
Dönemlerde Çevre Etkisi Azdır


Çocuk doğumdan sonra hızlı bir gelişim içindedir. Bu hızlılık 6 yaşına kadar sürer,
sonra bu aşırı hızda bir düşme olur. Buluğ çağında büyüme ve gelişmede tekrar büyük bir
hızlılık göze çarpar. İşte bu hızlılık dönemlerinde çocuğun çevresinde meydana gelen olaylar
onları yoğun bir şekilde etkiler. Bu dönemlerde aldığı olumlu uyarıcılar çocukların
gelişimine büyük katkılarda bulunur. Çocuklar öğrendikleri becerilerin % 70’ ine yakın bir
bölümünü 0-6 yaşları arasında kazanırlar. Haberlere göre ilk yaşlardaki bu hızlı gelişmede öğrenmenin payı
çok büyüktür. Çünkü çocuk bu çağda hızlı bir öğrenme içindedir. Kendi çevresini tanımak
için yaptığı çabalar ona pek çok şey öğretmektedir. Okul çağına kadar birçok kişilik
özellikleri çocukta yerleşmeye ve kökleşmeye başlar. Bu etkiler yetişkinlik çağında da
kendini göstermektedir. Bu nedenle gelişimin hızlı olduğu dönemlerde çocuklar ve gençler
kötü çevre koşullarından uzak tutulmalıdır.



Gelişimde Geniş Bireysel Ayrıcalıklar Vardır


Her insanın kendine ait bir gelişim biçimi vardır. Başka bir ifadeyle gelişim
bireyseldir. Bedensel, zihinsel, duygusal gelişmelerinde her insan diğerlerinden farklıdır.
Aynı yaşta olan, örneğin yedi yaşındaki iki çocuk karşılaştırıldığında okuma hızlarında
farklılıklar mevcuttur. Resim yapma yeteneklerinde de farklılıklar görülür. Eğitimle uğraşan
kişiler insanların bireysel ayrılıkları olduğunu bilmeli ve herkesten aynı başarıyı
göstermesini beklememelidir. Öğrencilerin bireysel ayrıcalıkları olduğu düşünülmeli ve
eğitim programları bunlara göre düzenlenmelidir.

 Gelişim Derece, Derece ve Devamlı Bir Süreçtir


İnsanın gelişimi, durma ve kesiklik göstermeden devamlı bir akış içindedir. Ancak
gelişimdeki devamlılık hep aynı hızda olmamaktadır. Gelişim daima ileriye doğru fakat
bazen hızlı bazen yavaş devam etmektedir.

Eğitim sisteminin okul öncesi eğitimi haberleri, temel eğitim, orta öğretim, yüksek öğretim gibi
kademelere bölünmesinin dayanağı; öğrencilerin okul dönemlerine rastlayan yaşlarla gelişim
çağları arasında bir paralellik kurulması gerekliliğindendir. Dolayısıyla çağların genel
gelişim özelliklerine dayanarak bir okuldaki öğrencilerin gelişimi hakkında genel
tahminlerde bulunabiliriz. Bir insanın sahip olduğu özellikler birbirinin ardı sıra gelişmezler.
Bir alandaki gelişimi tamamladıktan sonra bir diğer alanda gelişme başlamaz.


 Kısaca Kişilik Özellikleri

  1.  Değişik hızda,
  2.  Bir bütünlük içinde bir arada,
  3.  Derece, derece ve devamlı olan bir gelişim içinde bulunurlar.

Çocuklara uygulanan eğitim seviyesi gelişimin seviyesine uygun olmalıdır. Okul
programına göre çocuğa öğretilecek bilgi, beceri ve tavırların gerektiği gelişim seviyesinin
çocuk tarafından kazanılmış olması şarttır. Çocuğun öğrenmeye hazır bulunması halinde
yapılacak öğretim çabaları olumlu neticeler verecektir.

Çocuk gelişiminde püf noktalar


Gelişim; organizmanın döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal,
sosyal yönden belli koşulları olan en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme
kaydeden değişimdir.

Organizmanın büyüme, olgunlaşma, öğrenme etkileşimleri ile sürekli olarak ilerleme
kaydetmesidir.

Gelişme bir “üründür’’ve buna bağlı olarak “olgunlaşma bir “süreç’’ olmaktadır.
Olgunlaşma ve öğrenme olmadan da “gelişim “ olmaz.

Örneğin bir çocuğun bisiklet sürmesi devinimsel bir gelişmedir. Çocuk haber bedenen ve
kas olarak yeterli olgunluğa erişmeden bisikleti süremez. Yeterli olgunluğa ulaşınca da
bisikleti sürmeyi öğrenmemişse bisikleti sürme davranışını gösteremez.

Başka bir tanım olarak gelişim; organizmanın bedensel, duygusal, zihinsel ve sosyal
yönlerden sistemli olarak büyümesi, değişmesi ve istenilen görevleri yerine getirebilecek
düzeye gelmesidir. Çevre ve kalıtım arasındaki sürekli ve karşılıklı etkileşimin ürünüdür.
Gelişim organizmanın belli bir düzen içersinde ve kalıcı olarak gösterdiği değişimi
kapsar. Kısa bir süre için meydana gelen ya da hastalık nedeniyle meydana gelen değişim
“gelişim” sayılmaz


BÜYÜME OLGUNLAŞMA ÖĞRENME.

Büyüme, olgunlaşma ve öğrenme; yaşantı sonucu kişide gözlenebilir nitelik ve nicelik
boyutundaki değişiklikleri içerir. Gelişimde bedensel özellikler birbirleriyle ilişkili olarak bir
bütünlük içinde değişir. Örneğin gazete haberlerinde sıklıkla gördüğümüz haberler arasında yer alan  bir çocuğun ıslık çalabilmesi parmaklarındaki kasların
olgunlaşmasıyla ilgilidir. Çocuk, parmakla dudak arasındaki iş birliği sonucu ıslık çalma
eylemini gerçekleştirir. Islık çalma eyleminde bireyden beklenen çaba, bireyin gelişiminde
kendisinden beklenen görevleri yapabilecek davranış değişikliğini gösterme çabasıdır.


 Gelişimle İlgili Temel Kavramlar

 Büyüme

Büyüme, bireylerin fiziksel özellikleri için kullanılmakta ve organizmanın bedensel
olarak gösterdiği değişiklikleri ifade etmektedir. Bu yönüyle birey açısından boyun uzaması,
kilonun artması, vücudun irileşmesi büyüme kavramı içinde yer almaktadır. Gelişim ve
büyüme karıştırılmamalıdır. Örneğin kişinin vücudu büyür, zihni ise gelişmektedir.


Büyüme, bireyin fizik yapısında zamana bağlı olarak meydana gelen nicelik
boyutundaki değişikliklerdir. Doğum öncesi dönemde hücre çoğalması ve doğum sonrasında
da aylara veya yıllara göre fizik yapıda meydana gelen değişiklikler büyüme sonucudur.
Büyüme yaşa bağlı olan değişikliklerdir.



 Olgunlaşma

Olgunlaşma, bireyin doğuştan getirdiği genetik yapı ile çevrenin etkileşimi sonucunda
canlıda görülen biyolojik değişikliklere denir. Kısaca haberleri organizmanın büyüyerek bir işi
yapabilecek seviyeye gelmesidir.

Bir organizma belli bir davranışı başaracak derecede yeterli olgunluk basamağına
ulaşmadıkça, o davranışı öğrenemez ya da gereği gibi yapamaz. Örneğin çocuğun parmak
kasları gerekli olgunluk düzeyine ulaşmadıkça, ona kalem tutmasını dışardan yapılacak
etkilerle öğretmeliyiz. Organizmanın, kendinden beklenen bazı fonksiyonları yerine
getirebilmesi için onun belirli bir olgunluğa ulaşması gerekir. Henüz kalem tutmasını yeni
öğrenen bir çocuktan düzgün yazı yazması beklenemez. Çocuğun kas ve kemik yapısı yeterli
olgunluğa gelmeden, ne kadar yürüme alıştırması yaptırırsak yaptıralım, çocuk yürümesini
öğrenemez.

Olgunlaşma çevre faktörlerinden oldukça bağımsızdır. Çevrenin etkisi normal
koşullarda olgunlaşmayı etkilememektedir. Çevre koşullarında uyarıcı yoksunluğunun yoğun
olmadığı durumlarda çocuklar yürümeyi öğrenir. İnsanın biyolojik donanımı, yürüme
davranışı için programlanmıştır.

Olgunlaşma kendiliğinden meydana gelen bir süreçtir. Bir meyvenin olgunlaşması için
meyvenin çaba göstermesine gerek yoktur. Kişinin olgunlaşması da benzer bir şekilde
zamanla meydana gelir. Çocuktan herhangi bir davranış istenildiğinde, o davranışın gereği
olan olgunlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin önceden bilinmesi gerekir. Anne
babanın ve eğitimcilerin mutlaka çocuğun olgunlaşma düzeyini bilmeleri önemlilik arz
etmektedir. Çocuktan düzgün bir yazı yazmasını isteyen bir anne babanın, çocuğun parmak
kaslarının yazı yazma olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını dikkate alması gereklidir.


 Öğrenme

Gelişimin en önemli kavramlarından birisi de öğrenmedir. Bireyin gelişiminin
meydana gelmesi için öğrenmeye önemli derecede ihtiyaç duyulmaktadır. İnsanlar
başkalarının yardımıyla birtakım bilgi ve beceri kazanır. Kazanılan bilgi ve beceriler, bireyin
çevresiyle kurduğu etkileşimin sonucudur. Bu etkileşim sonucunda bireyde meydana gelen
kalıcı izlerin her biri bireyin yaşantılarını oluşturur. Öğrenme, tekrar ve yaşantı sonucu
davranışta gözlenen kalıcı değişiklikleri kapsar. Bu tanımda üç önemli öğe vardır.


  1. Öğrenme, iyi ya da kötü nitelikte olan davranış değişikliğidir.
  2. Öğrenme, yaşantı ya da uygulama ile oluşabilir.
  3. Öğrenme sonucunda oluşan davranış değişikliği oldukça kalıcı değişikliktir.


Öğrenmede esas olan, oldukça kalıcı bir nitelik taşıyan davranıştır. Çocuğun yeni bir
davranış kazanabilmesi için çevrenin desteği önemlidir. Bir çocuğun düzgün bir şekilde yazı
yazabilmesi için, öncelikle kalemi düzgün tutabilmesi ve belli bir olgunlaşma düzeyine
ulaşması gerekir. Olgunlaşma gerçekleşse dahi çocuğun başkası tarafından yardımcı
olunarak öğrenmesi gereklidir. Bireyin herhangi bir konuda becerisi ya da bilgisi
olmamasına rağmen o konuda gösterdiği çaba sonucunda öğrenebiliyorsa burada öğrenme
gerçekleşmiş demektir.


 Hazır Olma


Hazır bulunuşluk, yeni bir öğrenme durumunda, bireyin önceden sahip olduğu
özelliklerin tümünü kapsar. Bireyin yaşı, gelişimi, olgunluk seviyesi, tutumu, motivasyonu
ve sağlık durumu yeni öğrenme ortamında etkili olan unsurlardır. Bir yaşantıyı öğrenmeye
hazır olmayan çocuğa o yaşantıyı öğretmeye çalışmak çocukta birtakım kalıcı ve olumsuz
davranışlar bırakabilir.

Hazır bulunuşluluk, kişinin olgunlaşma ve öğrenme sonucunda belli bir davranışı
göstermeye hazır olmasıdır. Bir yaşantının istenilen düzeyde öğrenilebilmesi için o konunun
gerektirdiği temel ön yaşantılara, o konuyu öğrenecek kişinin mutlaka sahip olması gerekir.

Okul çağına gelmiş olan bir çocuğun yaşı ve gelişimi kadar, okula karşı tutumu motivasyonu
da onun okula hazır bulunuşluk halini belirleyici olmaktadır. Örneğin haberlerde yer alan dalma eylemi
yapmasını öğrenecek olan çocuğun hem dalma ile ilgili aletlerin özelliklerini kavrayabilecek
olgunluğa ulaşması, öğrenmeye hazır olması hem de dalmak için gerekli olan temel bilgi ve
becerilere sahip olması gerekir. Bir yaşantıyı öğrenmeye hazır olmayan çocuğa o yaşantıyı
öğretmeye çalışmak çocukta birtakım kalıcı izli olumsuz davranışlar bırakabilir.

BÜYÜME İLE GELİŞİM BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALIDIR. BÜYÜME
DAHA ÇOK FİZİKSEL ÖZELLİKLER İÇİN, GELİŞME İSE FİZİKSEL
ÖZELLİKLERİN YANI SIRA SOSYAL, DUYGUSAL VE ZİHİNSEL
ÖZELLİKLERİ DE KAPSAYACAK ŞEKİLDE KULLANILIR.